Şarkılar, türküler ve çaresizliklerimiz...

Hayat çok engebeli. Bir düşeriz, bir kalkarız. Zorluklar da var kolaylıklar da. Nitekim ömür bir nefes arası size de gelir sırası diyor ya türküde, hah işte aynen öyle. Aynen öyle dediğimiz yerdeyim. Hayatta her şey insanlar için de, insanlar içni her şeyin mümkün olduğu bu evrende çaresizliğimizi, çoğunlukla da çaresizliğimizi haykıran türkülere kulak vermemeiz lazım. Zira insana merhem oluyor mu oluyor.
Aşık Veysel mesela insan dinlemeye doymaz. Gözü görmüyor ama gönlü görüyor. Nice gözü görenlerden daha açıkmış gözü. Boşa mı demiş;
“Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece, gündüz gece
Gündüz gece, gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece, gündüz gece
Gündüz gece, gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece, gündüz gece
Gündüz gece, gündüz gece
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece, gündüz gece
Gündüz gece, gündüz gece
Düşünülürse derince
Uzak gözükür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece, gündüz gece
Gündüz gece, gündüz gece
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece, gündüz gece
Gündüz gece, gündüz gece
Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece, gündüz gece
Gündüz gece, gündüz gece
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece, gündüz gece
Gündüz gece, gündüz gece...” diye...
Mahzuni Şerif'ten konuşalım
Türkülerle başladık, Aşık Veysel'i andık. Bir de diyorum ki “Asrın Pir Sultan Abdal'ı” dediğimiz Aşık Mahzuni Şerif'i analım. Zira öyle bir hayat öyküsü var ki, “eyvah eyvah” da diyebiliriz.
Asıl adı Şerif Cırık olan Mahzuni Şerif, 17 Kasım 1939'da Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesinin Berçenek köyünde doğdu. Berçenek’te ilkokul olmadığı için Elbistan’ın Alembey Köyü’nde, Lütfü Efendi Medresesinde Kur’an eğitimi aldı. Ancak, 1956 yılında kendi köyüne ilkokul gelmesiyle birlikte birlikte buradan mezun oldu.
Bağlamaya amcası Aşık Fezai (Behlül Baba) sayesinde merak saldı.
1955 yılında, sonradan Ankara'ya nakledilen Mersin Astsubay Okulu'na kaydoldu. 1959'da okulu bitirerek ordonat tekniker sınıfına ayrılarak Ankara Ordonat Tekniker Okulu'nda eğitim almaya başladı. Burada okurken yapılan bir arama sonucu çantasında Alevi-Bektaşi ozanlarının şiirleri ve Marksizm ile ilgili kitaplar çıkmasıyla okuldan kaçtı ve bir daha geri dönmedi. 1961'da Kuleli Askerî Lisesi'nde gitti fakat maddi zorluklardan ötürü eğitimini yarıda bıraktı.
Mahzuni Şerif özellikle 60'lı yıllarda yükselişe geçti. Ankara'da, Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi ozanla bir araya gelmeye başladı. Otyam'la ilişkileri baba oğul gibiydi.
Bu dönemden sonra Mahzuni Şerif hakkında soruşturmalar başlatıldı. Kısa aralıklarla birkaç kez hapiste yattı.
Mahzuni Şerif, en sert eserlerini 70'li yıllarda yazdı. Aşıklığını şarkı yazarlığına da dönüştürmüş, dönemin en sevilen ozanı olmuştu.
68'in devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edildiği dönemde başbakan olan Nihat Erim için yazıldığı iddia edilen "Erim erim eriyesin" türküsünü plağa okuması yüzünden hapse atıldı. Türkü sözleri şöyleydi: Köşkün sarayın yıkılsın / Erim erim eriyesin / Umudun suya dökülsün / erim erim eriyesin / Sürüm sürüm sürünesin.
2001 yılının Kasım ayında kendisine, "Elhamdülillah Kızılbaş'ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaş'tır. Bir suç varsa o da dedemdedir." dediği için, DGM tarafından aleyhinde dava açıldı. Duruşma 27 Aralık 2001 tarihinde DGM'de yapıldı.
Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif 17 Mayıs 2002 tarihinde Almanya Köln'de vefat etti. Vefat ettiğinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki davası henüz sonuçlanmamıştı. Vasiyeti üzerine Nevşehir'in Hacı Bektaş ilçesine gömüldü.
Aşık Mahzuni’nin 453 plağı, 58 kasedi ve yayımlanmış 8 kitabı bulunuyor. Ayrıca TRT tarafından hakkında çekilmiş 2 belgeseli var.
Aşık Mahzuni Şerif, 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.
Aşık Mahzuni'nin türküleri pek çok sanatçı tarafından seslendirilmiştir.
Her zaman haklıdan yanaydı!
Mahzuni Şerif'i sevmemin en temel nedenlerinden birisi de her zaman haklıdan yana oluşudur. Yazdığı eserlere ses verdiği türkülere bakarsanız bunu görmek gerçekten mümkündür. Diyor ki mesela;
“Mevlâm gül diyerek iki göz vermiş
Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı
Dura dura bir sel oldum erenler
Bilmem çağlasam mı çağlamasam mı
Yoksulun sırtından doyan doyana
Bunu gören yürek nasıl dayana
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi söylemesem mi
Mahzuni Şerif’im dindir acını
Bazı acılardan al ilâcını
Pir Sultanlar gibi dar ağacını
Bilmem boylasam mı boylamasam mı...”

Yaşayan bir efsane!
Size bir de yaşayan bir efsaneyi anayım. Kim mi? Arif Sağ. İyi ya kim bu Arif Sağ?
Arif Sağ 1945, Aşkale, Erzurum doğumlu, Türk halk müziği sanatçısı, bağlama virtüözü, akademisyen ve eski milletvekilidir.
1945 yılında Erzurum'un Aşkale ilçesi Dallı köyünde dünyaya geldi. Küçük yaşlarından itibaren saz çalmaya başlayan Arif Sağ, İstanbul'a geldi ve Aksaray Musiki Cemiyeti'nde Nida Tüfekçi'nin öğrencisi oldu. Müzikal altyapısını kısa zamanda oluşturmayı başardı. 1960 ve 70'li yıllar Arif Sağ için müzikte arayış yılları oldu. Arif Sağ, bu dönemin toplumsal hareketlerinin müzikle bağdaşan yanlarından çok, piyasadaki ve resmi kurumlardaki müzik uygulamalarına ağırlık verdi. 50'lı yılların sonunda TRT İstanbul Radyosu'na bağlama sanatçısı olarak başladığı yıllarda piyasadaki faaliyetlerine de devam etti. Bu dönemde Orhan Gencebay ile dost oldu.
Çeşitli sanatçılara bağlamasıyla eşlik etmesinin yanında, yine bu dönemde bestelerini de pek çok sanatçıya okuttu. Bununla birlikte kendi çalıp okuduğu plakları da vardır. Yapılan müzik bugünkü terminolojiyle bir tür arabesk-fantazi benzeridir. Bestelerinde ise yerel motifleri (yer yer pasajları) çok sık kullandı. Bu da onun halk müziğinden kopamadığı gerçeğinin bir başka göstergesidir.
1976 yılından itibaren İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı'nda öğretim görevlisi olarak çalışamaya başlayan Sağ, bu görevinden 1982 yılında ayrılarak özel çalışmalara ağırlık verdi.
Birçok sanatçıya kaset çalışmalarında yardımcı oldu. Bu özelliğinin yanında 10'dan fazla kasette sanatçı olarak da ayrıca yer aldı. Musa Eroğlu ve Muhlis Akarsu ile birlikte başladığı, daha sonra Yavuz Top'un da katılımı ile genişleyen Muhabbet adlı seri albüm çalışmaları 1980 sonrasında Türk halk müziğinin geniş kitlelere yayılmasında önemli katkı sağlamıştır.
1987 ve 1991 yılları arasında Ankara milletvekilliği yapmıştır ve milletvekillik görevinde bulunan ilk sanatçıdır.
2 Temmuz 1993'te Sivas Katliamı'ndan sağ kurtulmuştur.
Almanya Cumhurbaşkanı'nın desteği ile, 1996 yılında Köln Filarmoni Orkestrası'nda konser vererek, bağlama ve Anadolu müziğinin batıya tanıtılmasında büyük rol üstlenmiştir. 2000 yılında ünlü İspanyol flamenko gitarist Tomatito ile Avrupa'nın 12 şehrinde konser vermiştir.
Erdal Erzincan ile birlikte iki ciltten oluşan Bağlama Metodu adlı kitabın yazarıdır.

Türkülere övgü
Arif Damar'ın güzel bir şiiriyle bitirelim bu yazıyı;
“Türküler dinlerdik
Sesinden
Dağ olurduk yücesinden
Ova olurduk çöl olurduk
Denizlere akardık birlikte
Sular olur
Türküler dinlerdik
Sesinden
Duvarlar yıkılırdı kendiliğinden
Kimimiz Köroğlu'na katılırdık
Kimimiz Dadaloğlu'na
Yemen'de kalanımız olurdu
Türküler dinlerdik
Sesinden
Üçümüz oy
Karacaoğlan
Beşimiz Pir Sultan Abdal
Hey...”