Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Hafif yağmur
16°
Ara

Seçme ve seçilme hakkı tehlikede!

YAYINLAMA:
Seçme ve seçilme hakkı tehlikede!

Lider odaklı siyaset tuzağına düşmeden demokratik hakları savunmak.

2004 yerel seçimlerinde, seçim sohbetlerinden birinde yaşlı bir kâğıt toplayıcı, aşırı sigara içmekten sağ işaret ve orta parmağı arasına sıkıştırdığı sigarasından sapsarı olmuş bıyıklarının altındaki içeri kaçmış ağzına derin bir duman çektikten sonra ağır ve kısık bir sesle şöyle demişti:

Beni kimse insan yerine koymaz, hatta birçoklarının benim varlığımdan bile rahatsız olduğunu bilirim. Ama seçimler gelince ben birdenbire bulunmaz Hint kumaşı olurum. Nasıl kıymetlenirim, bilemezsiniz. Başkan adaylarının biri gelir, biri gider. Bizim barakaya koliler gelir. Ben de beş yılda bir ele geçirdiğim bu fırsatın keyfini çıkarırım. Seçimden sonra kendi hayatıma geri döneceğimi bilirim. Kendimi inadına kasarım da kasarım. Yanlış anlamayın, hepsine aynısını yaparım. Beş yılda bir olsa da bana bu keyfi yaşatan, beni ağalarla, patronlarla, paşalarla eşitleyen demokrasiye ve onu bizim gibileri insan sırasına katanlara dua ederim.”

Seçme ve seçilme hakkının toplumun en alt sınıflarının sosyolojisine nasıl bir etki yarattığını olumlu ve olumsuz yönleriyle bundan daha çarpıcı bir şekilde anlatmak mümkün olmazdı. Kimisi “Onun oyuyla benim oyum aynı mı? Ya da onların sayesinde biz bunları yaşıyoruz.” diyenlerin sığ tepkisini modernist cehalete vermek gerekir. Elbette bu konuyu sosyologlara bırakalım.

Seçimlerde, bütün sosyal kimliklerinden yurttaşlar sandık başına gidenler bir anlığına eşitlenir. Sonuç olarak bir irade ortaya çıkar ve o iradeye uygun görülen kişi ya da kişiler, devletin yasalarla öngördüğü ortak işleri yapmak üzere göreve getirilir. Tabii bir maaş karşılığında.

Ancak bu yetki, yurttaşların ortak devlet işlerini yapmanın ötesine taşarsa işin rengi değişir. Kötücül kişisel siyasi ikbal için adalet, hukuk, anayasal toplumsal uzlaşı ortamı bozularak farklılıklar kışkırtılır ve çatışmalı bir sürecin ateşi yakılmış olur. İktidar için muhalefetin düşman hukukuna hedef olması kaçınılmaz hale gelir. Türkiye, defalarca geriye dönerek bunu deneyimlemiş bir tarihe sahiptir. İşte bir kez daha o günlerin tam ortasındayız.

Seçmen iradesine müdahale: Yeni bir aşama

Türkiye, uzun süredir seçim süreçlerine müdahaleler, muhalif siyasetçilere yönelik yargı sopası ve kayyum atamaları gibi antidemokratik uygulamalarla karşı karşıya. Ancak son gelişmeler, artık sadece belirli politikacıları hedef almaktan çıkarak doğrudan halkın seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırmayı amaçlayan sistematik bir sürecin içine girdiğimizi gösteriyor. Tabii ki bu siyasi terör, seçmen iradesine saldırı, seçilmiş bireyler üzerinden yapılıyor. Selahattin Demirtaş, Ahmet Türk, Selçuk Mızraklı gibi Kürt seçmenin oyu nasıl yok hükmünde görüldüyse, Ahmet Özer. Kadim İstanbul metropolünün belediye başkanları ve tabii ki Ekrem İmamoğlu. Bir adım ötesi, cumhurbaşkanı adayı yapmaya hazırlanan partisi CHP. Bir sonraki aşama ise tüm muhalif güçlerin seçmen olma hakkı.

Muhalif siyasetçilerin, belediye başkanlarının ve hatta cumhurbaşkanı adaylarının gözaltına alınması, iktidarın seçmen iradesini pasifleştirmek için uyguladığı bir baskı stratejisinin parçası. Ancak muhalif kesimlerin çoğu, tehlikenin büyüklüğünü kavrayarak halkın demokratik haklarını savunmak yerine, gözaltına alınan liderlere odaklanmış durumda. Bu da demokrasiyi savunma mücadelesini bireyselleştirerek, iktidarın çizdiği sınırlar içinde bir muhalefet yapılmasına yol açıyor.

Oysa burada sorulması gereken en kritik soru şu: Halk, liderlerini mi yoksa doğrudan kendi demokratik haklarını mı savunmalı?

İktidarın tuzağı: Mücadeleyi kişiselleştirmek

Otoriter rejimler, muhalefeti belirli kişilere bağımlı hale getirdiğinde, halkın hakları yerine bireysel mağduriyetler gündeme gelir. Oysa mesele bir kişinin ya da birkaç liderin yargılanması değil; seçmen iradesinin tanınmadığı bir sistemin inşasıdır. Kayyum uygulamalarından yargı eliyle siyaset yasaklarına kadar birçok yöntem, halkın demokratik haklarını tamamen ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

Bugün, muhalefetin en büyük açmazı, bu süreci sadece gözaltılar üzerinden okumak ve tepkisini yalnızca belirli liderlerin serbest bırakılmasıyla sınırlamaktır. Oysa burada odaklanılması gereken esas mesele, Türkiye’de halkın seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesidir.

Bu noktada, halkın pasifleşmemesi ve demokratik haklarını doğrudan savunabileceği yollar üzerinde durmalıdır. Demokratik hakları savunmanın yolları, kişilere değil, demokratik ilkelere odaklanmaktır. Muhalif hareketler, mücadelenin belirli siyasetçilerin serbest bırakılmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini kavramalıdır. Talepler şu noktalar üzerine inşa edilmelidir:

Halkın seçme ve seçilme hakkının korunması,

Seçimle gelenin seçimle gitmesi gerektiği prensibinin savunulması,

Yargının bir siyasi silah olarak kullanılmasına karşı ortak duruş sergilenmesi.

Bu doğrultuda yalnızca belirli isimler değil, demokratik süreci korumaya yönelik bir halk bilinci inşa edilmelidir.

Sonuç: Halkın kendi gücüne güvenmesi gerekir

Türkiye’nin içinden geçtiği bu süreçte en büyük tehlike, halkın sadece belirli liderlere bağlı bir siyaset anlayışına itilmesi ve demokratik hak mücadelesinin kişiselleştirilmesidir. Oysa mesele yalnızca bir belediye başkanının veya bir cumhurbaşkanı adayının tutuklanması değil, halkın doğrudan yönetme hakkının elinden alınmasıdır.

Bu nedenle, muhalefetin ve yurttaşların demokrasi mücadelesini bireylerden bağımsız bir şekilde, ilkeler üzerinden örgütlemesi gerekmektedir. Eğer bu yapılmazsa, her seçimde benzer müdahaleler yaşanacak ve halk iradesi sürekli olarak gasp edilecektir. Üç dört dönemdir HDP ve DEM parti belediyelerinin başına gelenler, halk iradesinin yok sayılması gibi demokratik suçlar hala ortadır.

Demokrasi, yalnızca sandıkta değil, halkın sürekli ve aktif olarak haklarına sahip çıkmasıyla korunabilir. Şimdi tam da bu bilinçle hareket etme zamanıdır. Kısaca sorun sadece İmamoğlu değildir; sorun, 4 milyon 438 bin 727 seçmenin iradesidir, oyunun namusudur. Yukarıdaki kâğıt toplayıcısı amcanın eşitlik, hak ve hukukudur. Kısası, demokrasidir.


 


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *